Ücretsiz Kargo | Kolay İade | 4 Saatte Teslimat
In stock at shopi go No:62 Store.
EDİTÖRDEN MEKTUP
Sanat ve Merkezine Dair Sorular
Bu sayıya bir soru ile başladık: Arap Yarımadası’nda neler oluyor?
Ama daha baştan şunu kabul etmek gerekiyordu: Bu soru, tek başına bir coğrafyayı tarif etmiyor. Kültürel merkezin nasıl yer değiştirdiğini, sanatın hangi koşullarda görünür hâle geldiğini, hangi seslerin yükselirken hangilerinin bastırıldığını soruyor. Bu nedenle bu sayıyı, olup biteni “anlatmak” yerine, bu kaymayı anlamaya çalışarak kurduk.
Derginin ilk on altı sayfasını bir dosya etrafında toplarken çıkış noktamız buydu.
Bu dosyanın düşünsel omurgasını, Vasıf Kortun’un Bir Tarihten Notlar başlıklı metni oluşturuyor. Kortun, Türkiye çağdaş sanatının uzun yıllar boyunca kendini konumlandırdığı “Doğu–Batı köprüsü” metaforunun nasıl işlevsiz hâle geldiğini, hatta başından itibaren problemli olduğunu hatırlatıyor. Bunun yerine, MENA coğrafyasıyla kurulan yatay, süreklilik içeren ve politik olarak daha dürüst ilişkilerin izini sürüyor. İstanbul’un bir vitrin ya da geçiş alanı değil; sürgünlerin, ortak üretimlerin ve eleştirel düşüncenin fiilî bir merkezi hâline gelişini bu tarihsel perspektiften okumak, bugünü anlamak için temel bir anahtar sunuyor.
Bu çerçeveyi içeriden, deneyim üzerinden tamamlayan metin ise Yahşi Baraz ile yaptığımız söyleşi. Baraz, Körfez’deki kültürel dönüşümü bir “pazar genişlemesi” olarak değil, gücün ve prestijin kültür üzerinden yeniden üretildiği bir alan olarak tarif ediyor. Söyleşinin merkezinde yer alan şu cümle, bu yaklaşımı net biçimde özetliyor: “Gel, bizim müzemizde bir çay içelim’ diyebilmek, karşısındaki en zengin iş insanını bile ezer. Kültür ve sanatla birlikte zenginlik sürdüğü sürece, ‘en zengin’ siz olursunuz.”
Dosyada yer alan Arap Yarımadası’nda Neler Oluyor? başlıklı analizler ve Körfez’in kültürel mimarisine odaklanan yazılar, bu dönüşümün yalnızca ekonomik güçle açıklanamayacağını gösteriyor. Sanat burada bir süsleme değil; temsiliyet, prestij ve jeopolitik pozisyon üreten bir alan olarak işliyor.
Bu sayının kapağında yer alan iş de tam bu bağlamda seçildi. Kapakta gördüğünüz eser, Filistinli sanatçı Emily Jacir’in Notes for a Cannon adlı işi. Doha’daki Mathaf – Arap Modern Sanat Müzesinde açılan we refuse_d sergisinde yer alan bu çalışma, serginin temel meselesini yoğunlaştıran bir eşik gibi duruyor. Küratörlüğünü Nadia Radwan ve Vasıf Kortun’un üstlendiği we refuse_d, sansür, bastırılma ve reddedilme koşullarında sanatın nasıl bir ısrar alanı kurabildiğini tartışıyor. Jacir’in işi, kamusal seslerin—çanların, uyarıların—nasıl susturulduğunu, nasıl dönüştürüldüğünü ve sessizliğin nasıl politik bir hâl aldığını düşündürüyor. Bu nedenle kapakta.
Sergi üzerine Sine Ergün’ün küratörlerle yaptığı söyleşi, bu meselenin etik boyutunu daha da keskinleştiriyor. “Tarafsızlık” iddiasının çoğu zaman nasıl bir konfor alanına dönüştüğü; sanatın gerçekten nerede durduğu ve neyi reddettiği soruları bu konuşmanın merkezinde.
Bu sayıyla birlikte derginin sesine yeni ve çok güçlü bir kalem ekleniyor. Murat Daltaban, artık ArtDog’un köşe yazarı. DOT’un 20 Yılı ve İstanbul’da Başımıza Gelenler başlıklı yazısı, bir tiyatro topluluğunun tarihinden çok daha fazlasını anlatıyor. Bağımsızlığın estetikten önce bir tavır, hatta bir hayatta kalma biçimi olduğunu; mekân kayıpları, kentsel dönüşüm ve sürekli daralan alanlar içinde tiyatronun İstanbul’la nasıl iç içe geçtiğini berrak ve sert bir dille ortaya koyuyor. Bu metin, kaybolmuş bir İstanbul’un yasını tutmuyor; kaybın kendisini soğukkanlılıkla kayda geçiriyor.
Sergiler bölümünde Hale Tenger ve Hera Büyüktaşcıyan, hafıza, yokluk ve kırılganlık üzerinden bugüne bakıyor. Bu işler, sanatın hâlâ acele cevaplar vermek yerine düşünmeye alan açabildiğini hatırlatıyor.
Ve bu sayıda bir düşünsel yolculuğu tamamlıyoruz. Dick van Zuijlen’in Öylesine Soruyorum serisi, son bölümüyle burada. Son dört sayıya eşlik eden ve yazarın AI ile Zero adlı bir model yarattığı bu devrimsel nitelikte yazılar alttan alta tutarlılığın bir sonuç değil, bir düşünme disiplini olduğunu ısrarla savundu.
Bu sayı, olup biteni hızla açıklamaya çalışmıyor. Bunun yerine, bakmayı sürdürüyor. Çünkü bugün belki de hızla değişen dünyada en doğru tutum, karmaşık olanın karşısında acele etmeden durabilmek.
Free Returns & Exchanges
SINCE ITS ESTABLISHMENT IN 2012 AS TURKEY’S FIRST AND ONLY ONLINE AND OFFLINE CONCEPT STORE, SHOPI GO HAS AIMED TO BE THE IDEAL PLATFORM FOR FASHION, ART, TECHNOLOGY, AND DESIGN ENTHUSIASTS LOOKING TO DISCOVER NEW THINGS. IN LINE WITH THIS VISION, IT OFFERS A DIVERSE RANGE OF PRODUCTS, INCLUDING GLOBALLY RENOWNED BRANDS, CONTEMPORARY DESIGNS, HIGH-PROFILE COLLABORATIONS, LUXURY STREETWEAR LABELS, EXCLUSIVE SNEAKER COLLECTIONS, AS WELL AS TECHNOLOGY, HOME AND PERSONAL CARE ITEMS, AND A CURATED SELECTION OF BOOKS THAT COMPLEMENT EVERY ASPECT OF LIFE.
Ürünü sepetinizden çıkardıktan sonra favorilerinize eklemek ister misiniz?